SEÇİM KAZANMAK YA DA KAYBETMEK
Öykü:
Osman Çeviksoy
Işık’la Rüya gittikten sonra ben de sandık başından ayrıldım. Yatakhaneye geldim, aceleyle soyundum, pijama giydim, diş fırçaladım, ayaklarımı yıkadım, yattım. Kimseyle konuşmak, tartışmak istemiyordum. Hatta düşünmek bile istemiyor, seçim kaybetmiş bir aday olarak bir an öce uykunun huzur verici kollarına teslim olmak istiyordum. Nevresimi başıma kadar çekip gözlerimi kapattım. Üzerimde öyle ağır bir yorgunluk vardı ki bıraksalar akşamın bu erken saatinden sabaha kadar deliksiz uyuyabilirdim. Park Gazinosu’nda çalınan şarkılar, odamızın sürekli aralık duran küçük havalandırma penceresinden içeriye ninni gibi dökülüyordu. Koridorda terlik şaklatarak yürüyenler, yüksek sesle konuşanlar, arada bir şarkı türkü tutturanlar olmasa hemen uyuyabilirdim. İster istemez, şarkılardan çok koridordaki konuşmalara kulak veriyordum. Örgüt seçimini umursayan yoktu. Bu da normaldi, çünkü aday olanların, hızlı taraftarların hemen hepsi sandık başındaydı ve tasnif sabaha kadar sürse, sabaha kadar sandık başında kalacakları belliydi. Yatakhanede bulunup yatmaya hazırlananlar ya benim gibi seçimi unutmak isteyenler ya da seçimle ilgilenmeyen, oy kullanmaya bile zorla gidenlerdi.
İstesem de unutamıyordum.
Rüya, seçilemeyecek oluşuna zafer kazanmış gibi seviniyordu. Doğrusu onun sevindiği bu duruma ben ondan daha çok seviniyordum. Bu demekti ki Rüya, bütün sınıflardan gelen kol temsilcileriyle toplantılar yapmayacak, kol çalışmaları yüzünden derslerini aksatmayacak, eve geç dönmeyecekti. Dikkatlerden ve gözlerden uzak kalacaktı. Bu güzeldi.
Aslında benim seçilemeyecek oluşum da kötü sayılmazdı. Derslerim açısından durum değişmese bile, yazı çalışmalarıma ve Rüya’yı düşünmeye daha çok vakit ayırabilecektim. Peki, o hâlde bunca üzüntünün, ilk akşamdan gelip yatağa sığınmanın anlamı neydi? Ben, bu kesin olmayan ancak kesinleşeceği beklenen sonuca seviniyor muydum, üzülüyor muydum? Gerçeği olgunlukla kabullenmeyecek miydim?
Saçmaladığımı, giderek daha çok saçmalayacağımı fark ettim. Seçimle ilgili her şeyi kafamdan atmaya çalışarak gözlerimi daha bir sıkı kapatıp kendimi karanlığa ve gazinodan gelen müziğe bıraktım. Çok geçmeden uykunun beni yavaş yavaş saran sıcaklığını hissetmeye başladım. Uyumak üzereydim.
Birden, büyük bir gürültüyle odanın kapısı açıldı, çıt diye lamba yakıldı. Bir çift ayak, ivedi adımlarla ranzamın baş tarafına kadar geldi, durdu. Sonra bir el uzandı, nevresimi omuz hizama kadar çekti. Gözlerimi güçlükle aralayınca gördüm ki gelen Nadir’di. Hayretle yüzüme bakıyordu.
“Demek uyuyorsun!” dedi öfkesi kolayca anlaşılan bir sesle. “Oh ne güzel! Aşağıda kıyamet kopsun! Kimileri heyecandan baygınlık geçirsin! Sen burada mışıl mışıl uyu! Olacak şey mi bu? Hiç mi merak etmiyorsun?”
Başımı kaldırıp gözlerimi biraz daha büyük açmaya çalışarak, uykulu, kırık bir sesle:
Sonuç belli!” dedim.
“Neymiş belli olan?”
“Bozkurtlar önde, onlar kazanacak…”
“İyi de ne kadar önde, ne kadar farkla kazanacaklar? İkinci, üçüncü, dördüncü sıradakiler hangileri? Örneğin; dört Kültür Edebiyat Yayın Kolu başkan adayından kim ne kadar oy alıyor, kim kimi yakından takip ediyor? Hiç oy alamayan adaylar var mı? Bunları merak etmiyor musun? Hadi kalk, giyin de aşağı inelim. İlhami ayaküstü bir durum değerlendirmesi yapmak istiyor.”
Kalkıp giyinmek, sandık başına inmek, yenilgiyi saniye saniye yaşamak, kaybedilmiş seçimin değerlendirmesini yapmak işkence gibi gelecekti bana. Hem ne diye değerlendirme yapacaktık ki? Kaybetmiştik işte. Seneye son sınıfta olacağımız için bir seçime daha katılama hakkımız yoktu.
“Kalkamam! Değerlendirmeyi yarın yaparız.” dedim.
“Tembellik etme kalk!”
“Yorgunum, uykusuzum, rahatsızım, kalkamam!”
Yorgun ve uykusuz oluşum doğru, rahatsız oluşum yanlıştı. Kalkmayacağımı anlasın diye, başımı yastığa koyup nevresimi tepeme kadar çektim. Nadir, umudunu kesmiş olmalı ki söylenerek uzaklaştı. Işığı söndürdü, gıcıklık olsun diye kapıyı açık bıraktı. Aklınca beni cezalandırıyordu. Belki de koridordan geçenlerin ayak seslerinden, konuşmalarından rahatsız olacağımı, uyuyamayınca giyinip aşağı ineceğimi düşündü. İnat ettim, kalkmadım. Koridordan gelen gürültüyü dinleye dinleye uykuyu bekledim. Zaman ilerledikçe oda arkadaşlarımdan içeriye girip çıkanlar, yüksek sesle konuşanlar, kapıyı çarparak kapatanlar; beni rahatsız etseler de uykumu kaçıramadılar.
Rüyamda, Rüya ile berabermişiz. Belediye Parkı’nın havuz başı banklarından birinde baş başa oturuyormuşuz. Hiç konuşmuyormuşuz. Kıpırdamadan, havaya fışkıran suya bakıyor, suyun sesini dinliyor, öylece duruyormuşuz. Rüya, kendini hiç söz konusu etmiyor, Işık’ın kazanmasına seviniyor, benim kaybetmeme üzülüyormuş. Rüya’nın bu tavrından kendime göre güzel anlamlar çıkarıyor, ben seviniyormuşum. Seçimi kaybettiğime seviniyormuşum.
Şiddetli bir gürültü, şiddetli bir sarsıntı, birbirine karışan anlaşılmaz insan sesleri ve Rüya’nın aniden kayboluşu…
Uyandım.
Gözlerimi korkuyla açtığımda üst katında yattığım ranza odanın orta yerindeydi. Kimilerini ilk anda tanıyamadığım arkadaşlarım çevremde anlamsız sevinç çığlıkları atıyorlardı. Yatağın içine oturup bu hareketliliğe bir anlam yüklemek için sağa sola boş boş bakınırken sesler kesildi. Nadir iyice yaklaşarak:
“Tebrik ederim, kazandın!” dedi.
Neyi kazandığımı anlayamadan kalabalığın yarısı beni tebrik etti.
Veli, tebrik ettikten sonra elimi bırakmadan:
“Bizim kabineden senle ben kazandık! Diğerleri maalesef…” dedi.
“Öteki kollar?”
“Hepsini Bozkurtlar kazandı.”
“…”
Uykum açılmıştı. Artık niçin tebrik edildiğimi bilerek teşekkür ediyordum. Yatağımdan inmeye fırsat bulamadan kırka yakın tebrik kabul ettim. Sonunda inebildim ranzadan. Terliklerimi giydim, çizgili pijamamı, saçımı düzelttim. Ranzamı arkadaşların yardımıyla yerine iteklerken içeriye Bozkurtların örgüt başkan adayı Ertuğrul girdi. O, artık öğrenci örgütü başkanıydı. Doğruca yanıma gelip elini uzattı.
“Tebrik ederim Kenan!” dedi. “Birlikte okulumuz için güzel etkinliklerde bulunacağımıza inanıyorum.”
Sonra aynı sözlerle Veli’yi tebrik etti. Yanındaki taraftarlar ve seçim kazanmış arkadaşlar da hem beni hem Veli’yi tebrik ettiler. Bozkurtlar, Kültür Edebiyat Yayın ve Gezi Kolu dışında bütün kol başkanlıklarını kazanmışlardı. Bu büyük başarıya rağmen Ertuğrul; İlhami başta olmak üzere önce örgüt başkan adaylarına gitmiş yardımlarını istemiş sonra da bizi kutlamaya gelmişti.
(Üzerinde çalıştığım romandan bir parça)
GERİ |