çorum ilköğretmen okullular

 

 
SÜRGÜN Bölüm:1

              Yazan:
              Tahir Şilkan

             Bolu Öğretmen Okulunda ilk tanıştığım öğretmen, müdür muavini Hikmet Beydir. Bizim derslerimize anımsadığım kadarıyla girmemişti. Eğitim sosyolojisi ya da eğitim psikolojisi derslerine, belki de ikisine birden giriyordu. Biz ikinci sınıfa geçince, statümüz değiştirilmiş, ilk kez bize uygulanan bir kararla öğretmenlik hakkımız gasp edilmişti.
             Ancak, bu gerçeklik, bize allanıp pullanarak aleyhimize değil de bizim yararımıza olan bir değişiklik gibi sunulmuş, sunulmaya da devam ediliyordu. Güya biz öğretmen lisesini bitirince, eğitim enstitüsüne sınavsız alınıp yüksek öğrenim mezunu öğretmenler olacaktık. Bu yüzden ders programımız değişmiş, Hikmet Hoca'nın okuttuğu dersler, bizim ders programımızdan çıkarılmıştı.

* * *

             İkinci sınıfın son haftasıydı. O yıl ilk kez uygulanan mevzuat gereği başarısız olunan derslerle ilgili olarak bir ay süreyle kurs görecek, kurs bitiminde sınava girecektik. Okul müdürümüz çok değerli bir öğretmen, başarılı bir ressam ve idareciydi. Sonraki yıllarda Gazi Eğitim Enstitüsünde görev yapacaktı.
             Müdürümüzle, okul bahçesinde karşılaştığımızda, bana niçin memleketime gitmediğimi sormuştu. Okul müdürümüze, müzik dersinden dolayı sınıfı direk geçemediğimi söyleyince, ertesi sabah Hikmet Bey'i görmemi söylemişti.
             Okulların tatilinden bir gün önce, Hikmet Bey'in odasında; o yaz tatilde, müzik dersine çalışıp flüt çalmayı öğreneceğime dair müzik öğretmenine söz vermiştim. Müzik öğretmeni, 10 üzerinden 4 olan notumu 5 yapmış, sınıfı direk geçmiştim. (Söz vermesine verdim ama flüt çalmasını öğrenemedim...)
            Hikmet Hoca'ya bir kez daha şükran duymuştum; sağ olsun sayesinde bir ay kurs görüp flüt çalmaktan kurtulmuştum. (O yaz, bütün tatilimi sanayi sitesinde çay ocağında çalışarak geçirecektim)

* * *

             CHP iktidarının, milli eğitim şurasında aldığı karar, hayatımızın bambaşka mecralarda geçmesine yol açmıştır.
             Olan bize olmuştu; öğretmenlik hakkımız, göz göre göre elden gidiyordu.
             Öğretmen Lisesi son sınıfında, birçok nedenle, kantini işgal ederek, dersleri, yemekhaneyi, yatakhaneyi boykot eden eylemi başlatmıştık.
             Baskıların son bulması, cezalandırılan arkadaşların cezalarının kaldırılması, öğretmenlik hakkımızın yeniden verilmesi başta olmak üzere taleplerimizi ortaya koymuş, eylemi coşkuyla sürdürmüştük...

* * *

             Eylemin sona ermesi için, okul idaresi, sevip saydığımız demokrat öğretmenler, İl milli eğitim müdürü, en sonunda da Bolu Valisi görüşmek için kantine gelmiş, bütün ikna çabaları sonuçsuz kalmıştı. Validen, eylemden dolayı hiçbir öğrencinin ceza almayacağına dair söz vermesini istemiştik. Vali, devletle pazarlık olmayacağını söylemiş, tehditler savurarak bizi eylemi sona erdirmeye çağırmıştı.
             Öğrenci eylem komitesi, tüm öğrencileri toplantıya çağırmış, yapılan tartışmalar sonucunda, eylemi sürdürme kararı vermiştik.
             Birinci bölüm sonu

SÜRGÜN Bölüm:2

EYLEMİMİZ SONA ERİYOR

             Müdür Muavini Hikmet Bey, üç gündür süren direniş eylemimizi sona erdiren, İl Disiplin Kurulu'nun kararını, kantinde bir sandalyenin üstünde, bu görevin kendisine verilmiş olmasının büyük üzüntüsüyle, elleri titreyerek okumuştu. 50 Eğitim Enstitüsü öğrencisine yarım dönem okuldan uzaklaştırma, üç öğrenciye okuldan uzun süreli uzaklaştırma, yüzü aşkın öğretmen okulu ve öğretmen lisesi öğrencisine de yer değiştirme suretiyle okuldan uzaklaştırma (il dışına sürgün) cezası verilmişti.

             Kararı, sesimizin tüm gücüyle protesto eden sloganlar haykırdıktan sonra, en geç bir saat içinde okulu terk etmemiz gerektiğini öğrenmiştik.

             Üç gündür kantini işgal ederek sürdürdüğümüz eylemde yemekhaneye, yatakhaneye, dersliklere gitmemiştik. Kent çalkalanmış; TÖB-DER, TÜM-DER, TÜS-DER gibi derneklerde örgütlenmiş, öğretmenler, sağlıkçılar, diğer memurların yanı sıra avukatların, işçilerin, mühendislerin maddi, manevi desteğiyle direnişimizi sürdürmüştük.

             Bu eylem, hayatımdaki en keskin dönüşümü sağlayan eylemdir. Kendi halinde, derslerle sınırlı, sol siyasetle ilgili, az bilgili, sıradan bir öğrenciyken üç günde aktif bir eylemciye dönüşmüştüm. Pek çok arkadaşım benden farksızdı. Üç günde onlarca devrimci marşı ezberlemiş, solculuğun temel argümanları üzerine belleğime kazınan, çok şey öğrenmiştim.

* * *

             Ama artık sonuna gelmiştik; yatılı öğrenciler olarak, öncelikle dersliklere gidip sıralardaki okul kitaplarıyla, defterlerimizi toplamıştık. Sonraları, o anları anımsadıkça, bambaşka duygular gelip yüreğime saplanmıştır. İki yılı aşkın zamandır, aynı sınıfta okuduğumuz, aynı ya da yan yana masalarda yemek yiyerek, aynı yatakhanede altlı üstlü yattığımız arkadaşlarla vedalaşmamıştık bile...

             Aramızda hiç bir konuşma olmamasını anlayamamışımdır; dersliklere gittiğimizde arkadaşlarımız etütdeydi. Soru soran gözlerle bizleri izlediler, bize acıdıklarını belli edenler oldu, gitmemizden mutlu olduklarını gösterir hiç bir davranış hissetmemiştim. Sonra yatakhaneye gidip, bavullarımıza; giysilerimizi, özel eşyaları, sınıftan aldığımız defterlerle, kitapları yerleştirip yatakhaneden çıkıp yürümeye başladık.

             Nereye gideceğimizi bilmiyorduk, üç gündür kantinde farkında değildik belki ama zemheri ayındaydık. Dışarı çıktığımızda kar altında yürürken, belki üzüntüden, belki de bize yapılan haksızlıktan dolayı, yüzümüzü yakan soğuk havayı hissetmemiştik.

             Gruplar halinde, sloganlar haykırarak okulu terk ettik; var gücümüzle bağırıyorduk. Sesimiz, akşamın sessizliğinde ortalığı çınlatıyordu. Toplu halde yürümemize izin verilmediği için gruplar halinde şehir merkezine yürüdük. TÖB-DER'le diğer derneklerin birlikte kullandığı geniş toplantı salonunda toplandık.

* * *

             Kendimizle, eylemimizle gurur duyuyorduk. Öfkeliydik. Haksızlığa uğradığımıza inanıyorduk. Siyasi iktidarın, öğretmen okulları üzerine kurguladığı oyunun kurbanı yapılmıştık.

             Yalnız bizim okulda değil pek çok öğretmen okulunda, aynı tarihlerde benzer direnişler yapıldığını öğrenecektik. Ama şimdi toplantı salonunda, ne yapacağımızı bilmeden oturuyorduk. Konuşuyor, tartışıyorduk ama yaptığımız eylemin bizlere neler getireceğini tam anlamıyla kavramış değildik. En azından ben, bizleri nelerin beklediğini bilmiyordum; üzerinde hiç kafa yormamıştım ki... Bir kaç gün içinde boyutlanan, hızla gelişen, sonuçlanan bir süreç yaşamıştık.

             Şimdi iyi ısınmamış, ancak kalabalık nedeniyle soğuk olmayan, sigara dumanının ortalığı kapladığı salonda, dayanışma amacıyla getirilmiş, hazırlanmış yiyecekleri yiyorduk. Bazı arkadaşların neden toplantı salonunda olmadığının farkında bile değildik, ertesi gün öğrenecektik.
             İkinci bölüm sonu

 

GERİ

Corumio
15.07.2020
counter free